Malatya
s-1 s-2 s-3 s-4YEMEK s- 5 s-6 s-7 s-8 s-9 s-10 s-11 s-12 s-13

s-13

YAZILARIM

                      (11) BİR ANEKDOT  

Yarım asır kadar evveldi, 1960’lı yıllardı. Havalar ısınmaya, bahar bütün güzelliğini göstermeye başlamıştı. O günlerde hiç yapmadığım şey başıma gelmiş, okula geç kalmıştım. Mücelliden şimdiki Milli Eğitim Müdürlüğü olan Malatya Lisesinin orta kısmına koşarcasına gidiyordum.

İlk Dersimiz Matematikti. Hocamız İbrahim Dizdar beni fazlasıyla seviyor ve şımartıyordu. Çünkü bu derste çok başarılıydım. Yine de içimde bir kuşku vardı, acaba beni derse alacak mı diye. Sınıfa girdiğimde alışılmadık bir gürültü ile karşılaştım. Bu hocamızın dersinde pek olacak bir şey değildi. Sırama henüz oturmuştum ki hocamız ” Böyle saçmalık olur mu “ diye çıkıştı. Sınıftaki talebeler

“Gözümüznen gördük.”

“Gılıştı.”

” Hz. Ali’nin gılıcıydı.”

” Kabzası bile gözüküydü.”

”Vallah hocam sen bu işleri bilmiysin  ”     diye hocamıza yüksek sesle itiraz ediyorlardı.

Ben hala mevzuu anlayamamıştım. Rahmetli sıra arkadaşım Fahri Koçyiğit’e ne olduğunu sorduğumda Hazreti Ali’nin kılıcının havada görüldüğünü, kendisinin görmediğini ama sınıfta birçok kişinin gördüğünü anlattı. Hatta küçük kardeşinin de dün böyle uçan bir şey gördüğünü, akşam evde anlattığını ama kendisine inanmadıklarını söyledi. Ben hararetle anlatılan bu büyük olayı görmemiştim. Şansızlığıma yanıyordum. Kendi kendime hayıflanıyor, kızıyordum.

O günkü derslerimizin ana konusu gökyüzünde görülen Hz. Ali’nin kılıcıydı.

Sınıfımızın başarılı öğrencilerinden Mehmet Kaya mahallesindeki birçok kişinin bu olayı gördüğünü babasının bunun kıyamet alametlerinden biri olduğunu söylediğinde, nutkum tutulmuş, korkum ve merakım bir kat daha artmıştı.

Öğle üzeri okul dağıldı. Ben süratle Şirket Hanında bulunan babamın terzi dükkânına koştum. Olup biteni anlatmak için sabırsızlanıyordum. Han’a vardığımda aynı muhabbetin orda daha ateşli bir versiyonu ile karşılaştım. Han ikiye bölünmüştü kimisi bu kılıç Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar derken, kimileri de Zülfikar olamaz çünkü Zülfikar’ın ucu çatallı diyordu.

O günlerde bu vaka kadınlar arasında tam bir bomba etkisi yapmıştı. Analarımız, teyzelerimiz yaşantılarında daha dikkatli davranıyor, gönül incitmemeye kimsenin arkasından gıybet dahi etmemeye özen gösteriyor, komşu ve akrabalar arasında da helallik turlarını başlatıyorlardı.

Zamanın fısıltı gazetelerinden duyduğumuza göre, müftü efendi bu söylentilerin İslam dışı ve hurafeden ibaret olduğundan bahsetmiş, kılıcı havada gören ve kendini ilmiye sınıfından sanan bir kısım kimseler ise“böyle müftümü olur” diye veryansın etmişler.

Gündemi bir müddet daha işgal eden bu olay yavaş, yavaş unutulurken ileriki zamanlarda bunun Malatya’da yeni konuşlanmış olan (1962) ve çok yüksekten uçan askeri jet uçakları olduğunu öğrenecektik. Bu alışılmadık hadise o yıllarda Terzi Hasan Kaynak Ustanın da içkiyi bırakmasına vesile olmuştu. MTB

 

(9) İSTHBARAT ZAAFI

7 Ekim 2007 günü bir gurup PKK'lı terörist Şırnak'ın Gabar Dağında  operasyondan dönen timi pusuya düşürüp biri astsubay 12 fidan gibi askerlerimizi şehit etmişti. Daha bu şehitlerimizin kanı kurumadan bizleri kahreden bir acı haber daha aldık.21 Ekim 2007 tarihinde Hakkari’nin Dağlıca bölgesinde sınıra 2 kilometre mesafede,  150 -200 kişilik bir PKK grubu Dağlıca Karakoluna baskın düzenliyor. Yine 12 Askerimiz şehit oluyor.16 yaralı, 8 askerde kaçırılıyor. Bu beklenmedik olaylar yaşandığında binlerce askerimiz sınırda konuşlanmıştı. Yani bu bölgede teyakkuz halindeydik. Uçaklarla kritik yerler sürekli taranıyordu. Benim cevabını bulmamda zorlandığım soru şu. Sınır Ötesi Operasyonlara hazırlandığımız bir bölgede, bir grup teröristin Kuzey Irak'taki kamplardan kalkıp sınırdan içeri sızması ve bu eylemi gerçekleştirmiş olması.

Bu  150–200 kişilik grup ya tamamı birden sınırımızdan içeri girdiler yada birkaç kişilik küçük topluluklar halinde içeri girip burada birleştiler. Her ne şekilde olursa olsun biz bu hareketliliği görememişsek, duyamamışsak önceden haber alamamışsak bizde çok, çok büyük bir istihbarat zaafı var demektir. Bundan pek çok kişi ve kurum sorumludur. Bundan MİT sorumludur, Askeri ve Sivil istihbarat sorumludur. Bu sorumlulardan biri ben görevimi tam manasıyla yapamadım bu vesile ile görevimi bırakıyorum veya emekli olup hatıralarımı yazacağım diyen biri görüldü mü?

Bu kurumların yıkıcı  bölücü unsurlara tam odaklanamadıkları çok acı da olsa görülüyor. Çünkü 28 Şubat 1997 tarihinden sonra İstihbarat birimleri hangi görevlinin eşi başörtülü. Kim namaz kılıyor. Kimin parmağında Gümüş yüzük var. Kimin ayak bileklerinde nasır oluşmuş gibi saçma sapan bilgileri topladılar ve tasnif ettiler. Bu gün ülkemizde istihbarat faaliyetleri hala ideolojik bir görüş çerçevesi içerisinde yapılmaktadır. Askeri bürokraside çok önemli bir istihbarat bilgisi, Sivil bürokrasi tarafından pek önemsenmediği görülebilmektedir. Bu nedenle Askeri ve sivil istihbarat kurumlarının bir bilgi karşısındaki tepkileri de değişik olmaktadır. Bu çok başlılık, bu koordinasyonsuzluk, istihbarat reflekslerinin örtüşmemesi istihbarat kurumlarımızın kendi iç düşkünlüklerini ve zayıflıklarını karşımıza çıkarmaktadır.

Şükürler olsun ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarılı operasyonu ile milletimiz moral bulmuş ve rahatlamıştır. Bu büyük darbeden sonra PKK iç savaş şartlarının oluşması için, Kürt kanaat önderlerine ve aydınlarına, hatta DTP’li milletvekillerine karşı suikast yapma ihtimali vardır. İstihbarat kurumlarımız ve güvenlik birimlerimiz bunu inşallah göz ardı etmezler.

Bizim tek temennimiz tüm istihbarat birimlerinin yetki ve sorumlulukların önceden tespit edildiği bir koordinasyonun sağlanması. Veya yürütme karmaşasının olmadığı

yeniden yapılanmış bir istihbarat teşkilatının oluşturulması. MTB

   YENİ CAMİİ 

Yeni Camii, Bu caminin yerinde bulunan ve ulemadan Hocazade Hacı Yusuf efendi tarafından 1843'lü yıllarda yaptırılan camiinin, 31 Mart 1893 yılındaki büyük depremde yıkılmasından sonra, aynı yere Malatyalılarca yardım paraları toplanarak yaptırılmıştır. Yardım paralarının yetersizliğinden dolayı, II. Abdülhamit Han 'dan da yardım istenmiş Padişah on bin altın lira para göndermiştir. Ancak bu katkıdan sonra 1912 yılında inşaatı bitirilmiş ve ibadete açılmıştır. 

Osmanlının son dönemine ait, kesme taştan yapılmış iki minareli bu güzide yapıya herhangi bir isim verilmediği için Malatya da Teze Camii, Ulu Camii, Taş Camii ve de Yeni camii gibi isimlerle anılmıştır.2005 yılındaki restorasyondan sonra kitabesine Hacı Yusuf Camisi diye yazılmıştır.

Bu Caminin yapılmasında en büyük katkıyı 2.Abdülhamit Han vermiştir. Bu parasal yardım olmasaydı bugün belki bu cami Malatya’mızda olmayacaktı. Beklide çok uzun yıllar sonra küçük bir mescit görünümünde yapılabilecekti. İşte bu nedenlerden dolayı bu caminin isminin (Abdülhamit Han Camisi) olarak adlandırılmasını çokça hatta çok'un da fevkinde hak ediyor.

Kamuoyu oluşturması dileği ile, Malatyalı hemşehrilerimizin bilgilerine sunulur. MTB

(8) MALATYA'DAN ADIYAMAN'A BAKIŞ

Malatya ve Hısnımansur (Hüsnü Mansur) havalisi 1071 Malazgirt savaşından sonra büyük oranda İslam beldesi haline geldi. Önce Selçukluların sonra Memlukluların ve Osmanlıların daha sonra Timurların bilahare Dulkadiroğlularının ve nihayet 1516 yılındaki Koçhisar savaşında sonra yeniden Osmanlıların eline geçti.

Hısnımansur, 1877 yılındaki Devlet Salnamesinde belirtildiği gibi Cumhuriyetten sonra da Malatya’ya bağlı bir Kaza (İlçe) olarak kaldı. 1926 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla adı Adıyaman olarak değişti.

Türkiye 1946 yılında çok partili hayata geçti. Bu tarihten sonra ülkemize demokrasinin geldiği zannına kapılmayalım.1950 yılında DP tek başına iktidar oldu. Bu millet için pek güzel hizmetler yaptılar.Ama insanın en büyük düşmanı kendi nefsi idi. Nefsine söz geçiremeyen insan  hata yapmaya müsaitti. DP'lilerde yaptıkları hizmetlerin yanında  adil ve doğru olmayan bazı uygulamaları yapmaya başlamışlardı.

O yıllarda Pek çok Malatyalı İsmet Paşa’ya olan muhabbetlerinden dolayı uzun bir süre CHP’yi desteklediler. 1950 seçimlerinde CHP Malatya’da oyların %59,3 ‘ünü alarak 10 milletvekili,1954 yılında  %54.07’sini alarak 12 milletvekili çıkardı. DP ise 1950 yılında %40,7’lik, 1954 yılında  %44.32’lik oy oranıyla Malatya’dan milletvekili çıkaramadı. DP’ye ait bu oyların büyük bir bölümü Adıyaman yöresinden geliyordu.

1954 genel seçimlerinde DP 502 Milletvekili çıkarırken CHP sadece 31 Milletvekili çıkartmıştı.(Bunun 12 milletvekili sadece Malatya’dan) Demokrasi kültürünün gelişmediği o yıllarda, DP yönetimi seçimden 42 gün sonra, yani 14 Haziran 1954 tarihinde ceza olarak Malatya'yı ikiye böldü. Bu vesile ile Adıyaman ili kurulmuş oldu. O yıllarda yalnız Malatya cezalandırılmadı. İsmet Paşanın memleketi ikiye bölünürken, diğer muhalefet parti lideri Osman Bölükbaşının memleketi Kırşehir daha da kötü cezalandırıldı. 30 Haziran 1954’te Kırşehir İli, İlçe yapıldı. Niğde’nin ilçesi Nevşehir de il yapılarak buraya bağlandı. Bu arada DP’ye fazla oy çıkmayan Malatya'nın kazası Besni’de bu cezalardan nasibini aldı. O yıllarda Besni nüfus itibarıyla Adıyaman’dan daha büyük bir ilçe olduğu olduğu halde, Adıyaman’a bağlandı.

O günlerde bazı gazetelerde Malatya cezalandırılıyor diye yazılar çıkıyordu. Bu olaylar karşısında kimi aydınlar duyarsız kalırken, kimilerinin sesleri hiçte gür değildi. Hatta muhalefette bulunan CHP Malatya milletvekili Nüvit Yetkin dahi “Adıyaman’ın vilâyet olması keyfiyetini memnunlukla karşılıyorum, bu kazanın zaten evvelden beri bir vilâyet merkezi olmaya her bakımdan hak kazanmıştı” diyordu (Hakikaten o yıllarda Adıyaman vilayet olmayı her bakımdan hak kazanmış mıydı? Hayır, çünkü Adıyamanlı vilayet olduktan nice yıl sonra elektrikle tanışabilmişti) Nüvit Yetkin gazete haberlerine istinaden de siyasî bakımdan ileri sürülen mütalâalara inanmanın doğru olmayacağını, Adıyaman ilçesinin İl haline geçmesi meselesinin çok eski bir dava diye ifade ediyordu.

Malatya’yı bölme planı DP yönetimi tarafından 1950 seçiminden sonra düşünülmüş, 1954 seçimlerinde istedikleri sonuç çıkmayınca plan acilen yürürlüğe konmuştu. 

Malatyalı yıllar yılı Adıyaman’a kendi topraklarının Toros Dağlarından sonraki doğal uzantısı, Adıyamanlılara da hemşerileri olarak baktılar. Belediye Başkanı M.Yaşar Çerçi döneminde Esenlik şirketi Adıyamanspor’a maddi destek sağlamıştı. Malatyasporda, Adıyamanspora sporcu takviyesi yapmıştı. Sayın Çerçi gibi, Battalgazi Belediye Başkanı Sayın Erdal’da Adıyamanlıydı. Bu Adıyaman doğumlu Malatya sevdalıları yıllarca Malatya’ya hizmet ettiler. Bu gün birçok Malatyalının eşi, gelini, damadı veya bir yakını Adıyamanlıdır. Malatya’da on binlerce Adıyamanlı aş ve iş sahibi olmuştur. Her yıl Adıyamanlı hemşerilerimiz kaysı toplama için Malatya’ya gelerek ekmek paralarını kazanırlar. İşte bu yakın ilişki ve akrabalıktan dolayı Sivas Kangal karayolundaki trafik kazasında ölen 23 Adıyamanlı tarım işçisi için, Malatya’da yardım kampanyası başlatılıyordu.

Malatyalının Adıyamanlı ile Adıyamanlının da Malatyalı ile hiçbir sorunu, meselesi yoktur. Yalnızca bazı Adıyamanlı siyasilerin ikballeri uğruna icat ettikleri Malatya ile alakalı sorunları vardır. Bir Adıyaman Milletvekili konuşmasında Nemrut’la ilgili hezeyanlarını dile getirdikten sonra Malatya’ya kin kusmuştu. Bu milletvekilinin akıbeti ne oldu biliyor musunuz? Adıyaman’ın hakkını, hakkı ile savunuyor propagandası ile temayül yoklamalarında üst sırada olduğundan ikinci kez, hem de bu defa 1. sıradan milletvekili seçildi.

3 Temmuz 2007 tarihinde Malatya İl Genel Meclisi'nin gerçekleştirdiği toplantıda Adıyaman'ın Sincik İlçesine bağlı 85 haneli Aksu köyünün Malatya merkez ilçeye bağlanması teklifi görüşülerek kabul edildi. Bu karar İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne gönderildi. Malatya ile Adıyaman arasında bulunan bu sınır köyü Adıyaman’a 105 kilometre, Sincik İlçesine 42 kilometre Malatya merkeze ise sadece 35 kilometre mesafededir. Aksulular alışverişlerini Malatya ile yaparlar. Hastalandıklarında Malatya’ya gelirler. Yani Aksulular kendilerini Malatyalı görürler. Yine bu Aksulu kardeşlerimiz Malatya’ya bağlanmak için başvurularını yapıp, yapılan referandumda da “Evet” diyerek işlerini resmiyete döktüler bile.

Akabinde Adıyaman İl Genel Meclisi Celal Erkan başkanlığında toplanıp Malatya İl Genel Meclis üyelerinin kararına büyük tepki gösterdiler. Meclis Başkanı Celal Erkan Yaptığı tarihi konuşmasında! “Bu köyün Adıyaman’dan ayrılmasına gönlümüz razı değil Adıyaman’ın bir çakıl taşını bile vermeye tahammülümüz yok” diyerek gündeme oturdu ve istikbaldeki milletvekilliğini büyük oranda garantilemiş oldu.

Bizlerde gayri ihtiyari düşünüyoruz. Acaba bazı Adıyamanlı siyasiler Malatya’yı daim pusuda bekleyen ve Adıyaman’ı işgal etmek isteyen bir düşman devleti olarak mı görüyorlar.

Şehirlerarasındaki masum rekabet hızlı kalkınma için bir itici güç olabilir. Bunu düşmanlık haline getirmek hem kendi şehirlerine hem de bütün ülkeye zarar verir. Bu da en fazla bu milletin düşmanlarını sevindirir.

Malatya İl Genel Meclisi üyelerinin tamamını da, sütten çıkmış ak kaşık olarak görmeyelim. Onların da arasında siyasi ikballerinin peşinde olanlar vardır. Aslı varsa CHP’li Malatya İl Genel Meclisi Üyesi Hamit Kiraz, gazetelere ve internet sitelerine yansıyan açıklamasında "Malatya'nın Yeşilyurt İlçesi ile Adıyaman'ın Çelikhan ilçesi sınırları arasında bulunan (Doğrusu Adıyaman ili sınırları içinde) Çat Barajı'ndan Adıyaman'a su verileceğini öğrendik. Çat Barajı'nın suyu zaten çok az, Malatya'ya yetmiyor. Bu nedenle, Çat Barajı'ndan Adıyaman'a su verilmesi engellenmelidir" demiş. İnşallah böyle bir söz sarf edilmemiştir. Çünkü bu haberi okuduğumda, bir Malatyalı olarak yüzüm kızardı. MTB

(6) MÜESSİF BİR HADİSE

Malatya’mızda bir yayınevinde meydana gelen müessif bir hadise hepimizi fazlasıyla üzdü. Ölen ikisi Türk biri Alman vatandaşın toprağı bol olsun. Bu olayın failleri yine 19, 20 yaşlarında gencecik çocuklar. Bu yaştaki gençler enerji doludurlar, dinamiktirler, Bizler bunlara gözü kara deriz ve delikanlı olarak adlandırırız. Yine biliyoruz ki bu yaştakiler son derece duygusal davranışlar sergilerler ve fazlaca mantık muhakemesi yapmazlar.

İşte bu nedenle Tüm terör örgütleri ve gizli servisler bu genç yaştaki insanların psikolojik yapılarından fazlasıyla istifade ederler. Bu gençlerde bilerek veya bilmeyerek her türlü ahvalde bunlara hizmet ederler.

Türkiye coğrafi konumu itibarıyla Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının düğüm noktası olarak nitelendirilen bir bölgede bulunmaktadır. Yine bu bölge dünya güç odaklarının jeopolitik, siyasi ve kültürel çıkar çatışmalarının merkezi durumundadır. İşte bu güç odakları bu topraklarda güçlü ve kuvvetli bir Türkiye istemiyorlar. Türkiye ise tek partili iktidarlar döneminde büyük bir kalkınma hamlesi meydana getiriyor. Ülke zenginleşiyor. Bu güç odakları Türkiye’nin bölgesel bir güç olabileceği ve Türkî Cumhuriyetler nezdinde lider ülke konumuna gelebileceği endişesini, vehmini taşıyorlar. Böyle ortamlarda da Türkiye’ye istedikleri şartları kabul ettiremiyorlar.  Bu nedenle ülkemizi ya güçsüz düşürmek ya da parçalamak ve küçük devletçiklere ayırmak istiyorlar. 

Cumhuriyetin ilk yıllarından birkaç yıl öncesine kadar, ülkemizde misyoner faaliyetleri önemsenmeyecek kadar azdı. Türk ekonomisi dünya ölçeğinde üst sıralarda yerini alması ile Türk Kürt, Alevi Sünni, Laik Anti laik ve Müslüman Hıristiyan kamplaşması ile birlikte, misyonerlik faaliyetler de artmaya başladı. Karun kadar zengin vakıflarca finanse edilen bu misyonerler İslam dini aleyhinde propagandalara giriştiler. Bunu gazeteler, dergiler, radyolar, televizyonlar ve sayısız internet siteleriyle kuvvetlendirdiler. Bu vesile ile ev kiliselerinin sayısında büyük  artışlar yaşandı. İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Antalya, Samsun, Trabzon, Edirne ve Hatay gibi vilayetler ile bazı hassas illerde propaganda faaliyetlerine hız verildi. Milletimizde tabii bir refleks olarak rahatsızlığını yüksek sesle duyurdu. Ne zamanki Milli Güvenlik Kurulunda misyonerlik raporu görüşüldü, akabinde bir yerlerde düğmeye basıldı. Uzunca bir zamandır faaliyetleri askıya alınmış olan uykucu ajanlarca Psikolojik harp ve psikolojik harekât faaliyetleri ortaya konuldu.

En son yürürlüğe konulan Malatya olayından sonra ise Misyonerler tamamen rahatlatılmış ve önleri açılmış oldu. Yine aynı zamanda milli ve manevi değerlerine sahip çıkan insanlara büyük darbe indirilmiş, değişik düşünen insanlar arasındaki uçurum biraz daha büyütülmüş oldu.

Bilinmelidir ki bu korkunç ve müessif hadise, bölücü unsurlar arasında mütalaa ettiğimiz “misyonerlik faaliyetlerini masum hale getirmeyecektir” MTB

(2) GÜNEŞ BATIDAN DOĞACAK

İnsanların ilgisini pek çekmeyeceğini sandığım bir makale okudum. Bu makaleyi okurken çok büyük bir dehşete kapıldım.Sizlere okuduğum bu yazının küçük bir bölümünden bahsetmek istiyorum. Rusya Ulusal Bilim Akademisinde görevli Bilim Adamları,1980 yılından beri Dünyanın sismik faaliyetinde büyük artışların olduğu, Son 15 yıldan beridir de Dünyanın Manyetik alanının düzensiz bir hale girdiği, yakın bir gelecekte Dünya Manyetik alanının ani bir takla ve sıçrama ile yer değiştireceğini belirtiyorlar. Bu demek ki pusulada Güney Kuzey olacak, Kuzeyde Güney olacak. Türkiye Güney Yarımküre de bulunacak. Bir Malatyalı, Malatya'da kıbleye döndüğünde pusulanın kuzey istikametine yönelecek. Yine bu Bilim adamlarının açıklamalarına göre Dünyanın titreşim oranı olan Schumann Rezonans değerinin hesaplara göre dört bin yıldan beri sabit değerdeyken son yıllarda hızlı olarak arttığı ve sıfır noktasına doğru süratle ilerlediği, bu sıfır noktasına geldiğinde Dünyanın çevresinde dönüşü üç gün kadar duracağı ve daha sonra tersine döneceği. Dünyamızın bir gününün 16 saat hatta daha fazla da kısalabileceği gibi bilgileri ihtiva ediyor. Kısaca ana teması , çok yakında  güneşin batıdan doğacağı ile ilgili.    Bu makaleyi bir batılı okusa, bunu Rus Bilim Adamlarının garip bir fantezisi olarak düşünebilirler. Ama bir Müslüman olarak ben bu şekilde düşünmedim. Çünkü bizim dağarcığımızda bu yazılanlarla birebir örtüşen, bin dört yüz yıllık bilgilerimiz var.            Şimdi bu konu ile ilgili Rus Bilim Adamları ve ben yirmi birinci yüzyılda susuyoruz. Çünkü Allah Resulü  yedinci asırdan bizlerle konuşuyor "Zaman kısalıp sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat,  saat de ateş tutuşturacak kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet kopmaz". (Tirmizi, İbn-i Mace, Ahmed bin Hanbel

 "Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz.."

Buharı, Rikak 39, İstiska 27, zekat 9; Müslim, İman 248, (157); Ebu Davud, melahim 12,(4312)

Resülullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Güneş'in batıdan doğacak  olduğunu bize ne bildirecek, bunun alameti nedir? diye sorulunca:  "O gece gâyet uzun olacak, yani iki gece kadar uzayacak.." buyurdular.   Beyhaki'nin Abdullah bin Amr Radıyallahu Anh'dan naklettiği rivayet  ise şöyledir: "İki veya üç gece kadar uzun olacak.. Güneşin doğudan doğmasını beklerken bir de bakacaklar ki, batıdan doğmuş.."

Yani Dünya iki veya üç gün kadar duracak sonra tersine dönecek. İlim nasıl da doğruyu söylüyor.  Dehşete kapıldım. İnşallah bedbahtlardan olmayız. MTB

 



 

(10) İNSAN HAKLARI

İnsanoğlu ruh ve de  Yunusun diyişiyle ete kemiğe bürünen bir bedende akıl ve düşünme melekelerine sahip kavli ile anlaşan bir varlıktır. Diğer bütün canlılardan daha üstün yaratılmıştır. İyi doğru gibi manevi mevhumlara, nosyonlara sahiptir. Hukuki olarak  insana Şahıs (Kişi) denilmektedir. Medeni Kanunumuzda kişilik doğumla başlar, ölümle biter. Yani kişi hak yeteneğine sahip bir varlıktır.

Geçmiş zamanlarda fertlerin hepsine kişilik hakları tanınmıyordu. O yıllarda kölelik meşru bir hukuk kurumu olarak kabul ediliyor köleler vatandaş olarak görülmüyordu. Antik dönem felsefecileri bunun insan haklarına aykırı olduğunu düşünmüyorlardı. Esirler, köleler insan haklarından faydalanacak insanlardan sayılmamıştı. Bunlar ‘eşya’ (mal) gibi işlem görüyorlardı.İşte o dönemlerde pek çok insana verilmeyen kişilik haklarının hayvanlara verildiği örneğine rastlamaktayız. Bir zamanların Roma imparatoru olan Caligula atını ‘konsül’ (yargıç) yaparak ona kişilik hakları vermişti. Bugünkü modern toplumlarda herhangi bir ayrım yapılmaksızın, bütün fertler kişidir, şahıstır. Bu durum, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de belirtilmiştir.

Hak hukuk kelimesinin tekil halidir. Yani hukuk kelimesi haklar anlamına gelir. Hak ve hürriyet yeni adıyla özgürlük hukukta çoğu kez biri birinin yerine kullanılmıştır. Hak özgür davranmayı içerir. Özgürlük belki kimi insanlarca kısıtlanabilir hatta toplumsal talebi dışlayıcı ve yasakçı bir tutumun devamını bile dayatabilir. Ama onu yok etmek mümkün değildir. İnsanlık hürriyete, özgürlüğe doğru tekamül etmektedir. Çünkü özgürlük insanoğlunun tabiatında bulunmaktadır. Zaten özgürlük bu milletin inancının malıdır.

 Bugün maalesef ülkemizde insan haklarına aykırı kimi yasaklar ve hürriyet ihlalleri bulunmaktadır. Bu Anayasamız henüz hazırlanırken evrensel anayasa hukuk kurallarının göz ardı edilmesinden, ve onun lafzi ve gayi yorumundan kaynaklanmaktadır. MTB

 

(7) DEVLETİN YÖNETME BİÇİMİ

Devlet toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu hükmi şahıs olarak adlandırılır. Devletin yönetme biçimi üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlar monarşi, oligarşi ve cumhuriyettir.

Monarşi

Siyasi otoritenin genellikle miras yoluyla bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejimdir.

Avrupa’da monarşiler yeniçağın başlarına doğru ortaya çıkmıştır Monarşilerde iktidarın kaynağı tanrıdır. Krallar da iktidarlarını doğrudan doğruya tanrıdan alırlar. Bu düşüncenin ortaya çıkmasında Kilisenin etkisi olduğu açıktır. Bu bir anlamda teokratik bir görüştür.

İngiltere, İspanya, İsviçre gibi devletlerin siyasal rejimi monarşidir. Bu devletlerin siyasal rejimlerine demokratik monarşi demekte mümkündür. Monarşi, devlet başkanının yetkilerinin sınırlı ya da sınırsız olmasına göre de ayrıma tabi tutulmaktadır. Buna göre devlet başkanının sınırsız yetkilerle donatıldığı monarşilere Mutlak Monarşi, devlet başkanının yetkilerinin sınırlandırıldığı monarşilere de Meşruti Monarşi denilmektedir.

Oligarşi

Siyasi gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim biçimidir. Bu siyasal rejimlerde söz konusu olan, seçkinlerin iktidarı kullanmalarıdır. Bu ülkelerde siyasal sisteme hakim gruplar bir ihtilalle ya da darbe ile gelmişlerdir. Geldikleri günden itibaren de devleti yönetmektedirler. Bu tür siyasal rejimlerin bulunduğu ülkelere Libya ve Küba gibi ülkeler örnek olarak verilebilir.

Cumhuriyet

Milletin egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği temsilciler vasıtası ile kullandığı bir yönetim biçimidir. Kimi uzmanlarca İslam tarihinde ki dört halife devrine Cumhuriyet dönemi de denilmiştir. Günümüz cumhuriyet rejimlerinin yaşaması ve işletilmesi için bazı kurumlara ihtiyaç vardır. Bu kurumların en başında üyeleri seçimle belirlenen parlamento gelmektedir. Bunu siyasal partiler ve hükümet takip etmektedir.

1982 Anayasamızın 1.maddesine göre, Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. Cumhuriyet; iktidarı temsil eden gücü yani yönetenleri, doğrudan, egemenliğin tek sahibi olan halkın, özgür irade ile seçim sonucunda seçtiği rejimdir. Cumhuriyette belirli bir süre için yapılan seçim var iken krallık sisteminde bunlar yoktur. İktidar belirli bir süre için seçim ile belirlenir.

Demokrasiyi tanımlamak gerekirse; halkın kendi yönetimi demektir. Yönetim temsilciler aracılığıyla olur. Demokrasinin uygulanması için oluşturulması gereken şartlar vardır. Bunların başında, özgür ve eşit siyasal katılımı sağlayacak bir seçim sistemi gelmektedir. Seçilmişlerin atanmışların üstünde ve onlara, hukuk çerçevesinde emretme yetkisinin bulunması da bu alanda olması gereken başka bir şarttır. MTB

 

(5) YANKESİCİLİK DOLANDIRICILIK

Aziz ve muhterem okuyucularım. Her geçen gün kötü niyetli insanların çoğaldığı günümüzde, sizlere mesleğimle ilgili bazı bilgileri aktarmak istiyorum. Malumunuz suç ve suçluluk tipi gün geçtikçe artıyor. Gün geçmiyor ki bir masum, bu insanlardan zarar görmemiş olsun. CMUK ile ilgili şikâyetlerden ve her geçen gün artan yakınmalardan bahsetmek istemiyorum. O kısım ülkemizi idare edenlerin üzerinde düşünmeleri gereken mevzulardan. Ben yalnızca hayta takımından olan bu insanların ne tür taktikler geliştirdiklerinden bahsedeceğim. Kötülerin pervasızca uyguladıkları bu taktik ve yöntemleri bilmek, biz masumlar için bir zorunluluk oldu diye düşünüyorum. 

Kriminolojide yankesicilik kalabalık olan her yerde (Toplu taşım araçlarında, otogar, tren garı, havayolu terminalleri, pazarlarda ve alışveriş yapılan yerlerde) kişilerin dalgınlığından yararlanarak ceplerinden veya çantalarından para ya da kıymetli eşyanın çalınması olarak tarif ediliyor. Sizlere bilinen ve tasnifi yapılmış bazı yankesicilik ve dolandırıcılık tiplerinden söz edeyim.

Kapkaç:                        

Saygıdeğer Hemşehrilerim, bu genellikle tenha sokaklarda yaya olarak yürüyen bayanların otomobilli, motosikletli veya yaya şahıslar tarafından omuz çantalarının yahut boyun zincirlerinin ani bir hareketle çalınarak kaçılması şeklinde meydana gelir. Ülkemiz kapkaççılıkla ilk olarak 1991yılında tanıştı. Polisçe tanınan eski bir sabıkalı, gezmek için gittiği İtalya'da küçük çocukların, kadınların çantalarını kapıp hızla kaçtıklarını görünce, bu işi Türkiye'de de yapmayı planladı. İstanbul'da kapkaççılık yapmaya başlayan bu şahıs, birçok kez cezaevine girip çıktı. Günümüzde bu işi yapanlar çoğunlukla organize olmuş örgütlerdir.

Örnek Polis Vukuat raporları: Cemal Gürsel Mahallesi ile Başharık Mahallesinde 3 bayanın çantasını kapkaç yoluyla çalan zanlı 1981 Hekimhan doğumlu B. K. yakalandı. Başka bir olayda, Çöşnük Mahallesi Polis Lojmanları önünde  yürümekte olan 27 yaşındaki B.A. adlı kadının şahsi eşyaları ile kimlik ve cep telefonunun da bulunduğu çantası, 34 BR 5371 plakalı otomobilde bulunan şahıslar tarafından kapkaççılık yöntemi ile çalındı. Polis, otomobili Battalgazi ilçesi yolunda içerisindeki 25 yaşındaki M.E., 27 yaşındaki M.A., 26 yaşındaki S.Ç. ve 24 yaşındaki D.G. ile birlikte yakaladı.  Unutulmaması gereken, kapkaççılar kendilerine karşı konulduğunda canavara dönüşebiliyor olmaları. 21 yaşındaki Üniversite talebesi Ahmet Hakan Canıdemir'in telefonunu almaya kalkışan kapkaççılar kendilerine karşı koymaya çalışan bu genci trenden aşağı atarak ölümüne neden olmuşlardı.

Ne yapmalıyız. Çantamızda  yüklü miktarda para ve değerli eşya taşımamalıyız. Cep telefonumuzu çantamıza koymamalı, cadde ve sokaklarda yürürken, araçların geliş istikametine ters ve kaldırım tarafına yakın yürümeliyiz. Elimizde torba, poşet, paket veya herhangi bir eşya taşırken çantamızı bunlarla vücudunuzun arasında kalacak şekilde tutmalıyız. Eğer iki kişi olarak yürüyorsak çantamızı aramıza gelecek şekilde muhafaza ederek kaldırımın iç tarafından yürümeliyiz. Bulunduğumuz yerde her türlü karmaşaya ve dikkat dağıtan olaylara şüpheyle bakmalıyız.                 

Tantanacılık:                                                              

Bu yankesicilik türü genellikle 3 kişi tarafından uygulamaya konulur. Dar bir sokakta kavga eder gibi yapan bu kişiler,bu senaryolarını icra ederken, kendilerini ayırmaya gelenlerin ceplerini el çabukluğuyla boşaltırlar.  Malatya Kasap Pazarında bir vatandaşın yanına gelen S.Y. ve B.D. isimli iki şahıs tantanacılık yöntemiyle, vatandaşın cebindeki 1300 dolarını çaldıktan sonra kayıplara karışıyorlar. Polise başvuran vatandaş iki tantanacıyı fotoğraflarından teşhis ediyor. Yine Malatya Ziraat Bankası Merkez Şubesinden çıkan N.Ö ve F.Ö isimli yaşlı karı koca önlerinde kavga eden gençleri ayırmak isterken, bu kişilerce 10 bin Euro’ları tantanacılık suretiyle çalınıyor.   

Aloculuk :                                                                 

Bunlar kendilerini yüksek mevkili bir şahıs olarak tanıtırlar. Telefonda ikna ettikleri kişilerin yanına yardım toplamak bahanesi ile gönderdikleri adamları paraları toplar. Bu arada sahte makbuzlar verilebilir. Selçuk Parsadan isimli yankesicinin Eski Başbakanlardan Tansu Çilleri telefonla arayarak kendisini emekli KKK Orgeneral Necdet Öztorun olarak tanıtıp milyarlarca liranın alınması olayında olduğu gibi.

Pislikçilik:                                                                

Genellikle yaşlı kişilerin ceket ve pantolonlarına pislik bulaştırırlar. Sonra bu kişilere yardım etme veya temizleme bahanesi ile bu şahısların para ve cüzdanlarının çalarlar. Beydağı Polis Merkezine başvuran 56 yaşlarındaki M.B. adlı vatandaş, yolda yürürken tanımadığı bir şahsın “ceketinde pislik var” demesi üzerine, ceketini çıkarttığını. Bu şahsın yardımıyla temizlemeye çalıştığını, bu sırada kendisine yardım eden şahsın yanında bulunan bir başkasıyla birlikte kaçarak uzaklaşması üzerine şüphelendiğini, ceketinin cebini kontrol ettiğinde, 2 bin YTL parasının çalınmış olduğunu fark ediyor. 

Tırnakçılık:                                                              

Para bozdurmak bahanesi veya bir alışveriş sonrasında verdikleri yüksek değerli Türk Lirası veya yabancı paranın üzerini alırken el çabukluğu ile paranın eksiltilmesi ve fazla paranın alınması.  Beydağı Polis Merkezine başvuran A.R.G. adlı vatandaş, Yolda yürürken tanımadığı bir şahsın, kendisini tanıyormuş gibi yaparak, 1adet 100’lük banknotu bozmasını istiyor. Müşteki Parayı bozmak için cebindeki 1.500 YTL’lik para tomarını çıkardığında, başka bir şahsın aniden parasını alarak, parasını bozmak istediği şahısla birlikte kaçtığını belirterek şikâyetçi oluyor.

Dolandırıcılık:

Bir kişinin, bir grubun iyi niyetinden ve saflığından veya o anki gafletinden istifade edilerek hileyle menfaat temin etmesi olarak tarif ediliyor. Dolandırıcıların sermayesi konuşma ve ikna etme yetenekleridir. Kimsenin saflığımızdan istifade ederek, hile ve değişik oyunlarla para veya eşyalarımızı almasına, mukaveleler veya senetler imzalatmasına müsaade etmemeliyiz. Evimize gelerek, bulunduğunuz şehirde açılacak olan yeni bir alışveriş merkezinin tanıtımını yaptıklarını ve bizim şanslı evlerden biri olduğumuzu söyleyip çektirdikleri zarftan “size fırın (veya çamaşır makinesi) çıktı. Bu ödülü almak için şirketimizden küçük bir alışveriş yapmanız gerekiyor,”diyebilirler. Kapımıza kadar gelen bu satıcılardan alışveriş yapmamamız gerekir. Banka, postane, hastane, vergi dairesi gibi yerlerde kendilerini görevli olarak tanıtan kişilere itibar etmeyelim. Bu kişiler paramızı alarak, damga pulu almaya, fotokopi çektirmeye göndermek suretiyle bizleri dolandırabilirler.

Beydağı Polis Merkezi’ne başvuran 22 yaşındaki B.K. 10.30 sıralarında Merkez PTT’ye bir arkadaşının 650 YTL parasını havale etmek için gittiğini, güvenlik görevlisi gibi giyimli bir şahsın içeri girenleri yönlendirdiğini, kendisinin de şahsa havale yapacağını söylediğinde, bu kişinin elindeki parayı alıp kimliğinden bir fotokopi çektirerek gelmesini istediğini, fotokopi için dışarıya gidip geri döndüğünde şahsı göremediğini, farklı giyimli bir başka güvenlik görevlisi ile görüştüğünde, bu şahsın kendisinden başka güvenlik görevlisi olmadığını söylediğini ve böylece dolandırıldığını anladığını, belirtiyor.Yine Beydağı Polis Merkezi’ne başvuran 37 yaşındaki K.K. adlı şahıs, hasta olan annesini Devlet Hastanesi’ne götürdüğünü, burada tanımadığı 45-50 yaşlarındaki bir şahsın yanlarına geldiğini, sohbet ettiklerini, tahlilleri yaptırırken kendilerine yardımcı olduğunu, ilaç almak için eczaneye giderken, bu şahsın yanına gelip “Tanıdıklarım var, ilaçları ben alayım” dediğini ve kendisinden 110 YTL para ile tahlil evraklarını alıp gittiğini, geri dönmeyince dolandırıldığını anladığını belirterek şikayetçi oluyor.   

Aziz hemşehrilerim Allah korkusu olmayan bu kötü niyetli dolandırıcıların ve yankesicilerin daha pek çok taktikleri var. Mevla’m nasip ederse, ileride çalmayı kendilerine meslek edinmiş olan bu kişilerin izledikleri değişik yol ve yöntemlerinden de bahsederiz.  İnşallah. MTB

(4) MODELE UYGUNLUĞU:  TAMAM

   Hiç dikkatinizi çekti mi. Çok satan gazetelerin son sayfalarında herhangi bir magazin haberinin üzerinde çıplak kadın bedeninin teşhir edildiği bir fotoğraf bulunur. Bu Ramazan ayı hariç hemen her gün aralıksız tekerrür eder. Düşünüyor muyuz niye böyle yapıyorlar diye.Çünkü bazı güç odakları kendi ahlaki anlayışlarını hâkim kılmak için bizleri önceden tasarladıkları modele uygun olarak, şekillendirme gayreti içindeler de ondan.
  
   Özel televizyon kanallarının yayın hayatına girmesi ile bu süreç daha çok hızlandı. Artık her türlü ahlaksızlık, iffetsizlik ve rezillik bu millete, sanki normalmiş gibi sunmaya başladılar. Bize sunulan bu hayat tarzını benimsemeyen kişilere cahil, gerici, yobaz, görgüsüz, kaba,örümcek kafalı gibi pek çok aşağılayıcı sıfatlar yüklediler.Bu vesileyle sayısız genç ve toy insanımızın, beyinlerini yıkadılar. Biz istemezsek dahi bunlar, en muhafazakâr kanalların masum programları arasında dahi reklâm adı altında yüz kızartıcı görüntülerle, evimize kadar girmeyi başardılar. Bu reklâmlarda rol alan 15,16 yaşında ki gencecik kızlarımızı çırılçıplak soydular. Bu gencecik kız çocukları belki farik ve mümeyyiz dahi değiller.Kızlarımıza çıplaklığı reva gören bu zihniyetin içi hiç mi hiç titremedi, titremiyor da. Ben bu aziz milleti yozlaştıran zihniyeti, vicdansız olarak addediyorum. Bu yaptıkları davranışın ahlaki olup olmadığını, yaptıklarının vicdani olup olmamasıyla alakalı gördüğümden, ben bu zihniyete, affınıza sığınarak ahlaksız diyorum.

   Belki bu yazıyı okuyan kardeşlerimizden bazıları, bu güç, bu zihniyet dediklerin milletimize modernliği sunuyorlar bunda ne var, diyebilirler. Ben milletimizin kültürünü ve medeni vasıflarını, Anglo-Sakson kültürü ve ahlak anlayışı ile değiştirme çabasında oldukları için, bunlara karşı çıkıyorum. Sanki bu aziz millet imparatorluklar kurmuş, bütün dünya milletlerini etkilemiş değil de, Afrikanın bilmem hangi ücra köşesinde tesadüfen bulunmuş bir yamyam topluluğu gibi düşünüyorlar. Bu vesileyle de bizleri uygarlaştırmak istiyorlar. Sözün kısası bunların bütün gayeleri bizim İslami kültürümüzü ve ahlak anlayışımızı ilelebet ortadan kaldırmak.

   Biz Müslüman toplumlarda ahlak ve fazilet gibi değerlerimiz vahiy esaslı ve yüzlerce yıllık bir kültürel birikim ile şekillenmiştir. Eğer bunlar bizleri  batı toplumuna benzetirlerse, artık biz ne Hıristiyan kültürü ile oluşmuş bir batılıya benzeriz, ne de kendi milletimize. İşte o zaman bizler muallâkta kalmış, manevi değerlerimizden koparılmış, yığınları meydana getiririz. Öyle bir ortamda asayişsizlik kol gezer,  suç ve suçluluk korkunç boyutlara ulaşır.

   Ne acıdır ki günümüzde, on, on beş yıl önce asla düşünemediğimiz suç ve suçlu profili ile tanıştık bile. Haberlerde duymuşsunuzdur Ankara da 16 yaşında bir kız çocuğu, ailesinin sevgilisi ile görüşmesine izin vermediği için,sevgilisiyle birlikte annesini, babasını ve ablasını öldürüyor. Abisini de eve çağırıyor, çocuğun işi çıktığı için eve gidemiyor. Hasbel kader ölümden kurtuluyor. Bir başka olayda Konya İli Ereğli İlçesinde olmuştu. Yine 16 yaşındaki bir kız çocuğu evde parti vermesine müsaade etmeyen, bir eli ve bir ayağı sakat annesini, sevgilisinin yardımıyla boğarak öldürüyor. Ölmüş annesinin üzerini örtüp gizledikten sonra evde parti düzenliyor.Arkadaşlarıyla birlikte çılgınlar gibi içki içip eğleniyor.

   İşte, bu içleri boşaltılmış gençler, bize modernliği uygun gören zihniyetin eseridir. Evlatlarımızı bu şekle getiren toplum mühendislerine büyük bir öfke ile sormak istiyorum. "Ne duruyorsunuz?  Bir çare bulabileceğinizi sanıyorsanız, bulun da görelim" diye.
MTB

 

(3) PARA CÜZDANIMI KAYIP ETTİM

Aziz Hemşerilerim Dünyanın meşakkati insanı çok yoruyor. 29 Ağustos 2006 tarihinde Annemin emekli maaşını aldım ve çilesiz arabasına binip annemin
yanına gittim. Evde cüzdanımın cebimde olmadığını fark ettim. Annemin 400 benim 65 ytl param, EMG polis kimlik kartım, silah ruhsatlarım, bana ve
anneme ait emekli maaşı çekmek için tanzim edilmiş bankamatik kartlarımız, yine bana ve kızıma ait nüfus cüzdanı ile bir yıllık Motaş belediye otobüsü
abonman kartını maalesef kayıp ettim. Yitik insana çok ağır geliyor. Allah kimsenin başına böyle musibetler vermesin. Bundan ağır şeylerle de bizi
imtihan etmesin.             

   Başımdan geçen bu acı tecrübe bana bir hadiseyi hatırlattı.18.yüzyılda bir Fransız seyyah ve yazarı İstanbul'a geliyor. Çok kalabalık bir pazaryerinde alışveriş yaparken kesesindeki altın paralar kalabalığın arasına saçılıyor. Adam eyvah, eyvah diyip dövünerek ağlamaya başlıyor. Pazaryerinde bulunan insanlar saçılan paraları toplayıp Fransız seyyaha iade ediyorlar. Adam parasını sayıyor  bir tane bile kayıp olmadığını büyük bir sevinç ve hayret içerisinde müşahede ediyor. Bilahare bu zat yazdığı seyahatnamesinde "eğer bu olay Paris'te öyle kalabalık bir pazaryerine başıma gelseydi bir tane bile param geri dönmezdi" diyerek milletimizin asaletini ve milletimize olan hayranlığını dile getiriyor.     
                                       
   Ne yazık ki o asil ruh bazılarımızda kalmadı. Çünkü kimi güçler bizi onlara benzetmek için çok büyük gayretler sarf ettiler ve de ediyorlar. Artık Allah korkusu, kul hakkı gibi kavramlar ve o yüce inançlar dejenere olmuş, yozlaşmış evlatlarımızda bulunmuyor.

  Allah korusun, eğer böyle devam eder, milletimiz manevi değerlerinden tamamen koparılırsa, istikbalimizin çok daha kötü günlere gebe kalacağından korkuyorum. MTB

(1) YENİ CAZİBE MERKEZLERİ VE MALATYA

Malatya ile birlikte 12 ilin, çevre illeri sosyo - ekonomik yönden etkileme potansiyeli bulunduğundan bu illerin yeni cazibe merkezleri haline getirileceği Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Doç. Dr. Abdüllatif Şener tarafından açıklanmıştı.

2007 - 2009 Dönemi Yatırım Programı Hazırlama Rehberi'nde, çevre illeri etkileyecek illerin şehir merkezlerinin alt yapı yatırımlarına önem verileceği belirtilmişti. Yatırım Programı Hazırlama Rehberi'nde "Ülkenin orta ve doğusunda belirli nüfus büyüklüğüne ulaşmış, doğudan batıya göçü kendine yönlendirebilecek, çevre illeri sosyo-ekonomik yönden etkileme potansiyeline sahip; Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Konya, MALATYA, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Trabzon ve Van illeri ve şehir merkezlerinin    sosyal ve fiziki altyapı yatırımlarına öncelik verilecektir." diye ifade edilmişti.

      Bu programın amacı Ankara’nın doğusunda bulunan 12 merkezin öncelikle fiziki ve sosyal altyapısını geliştirmektir. Bilahare bu merkezleri bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılmasında ve İstanbul, Ankara, İzmir gibi illere yapılan göçün engellenmesinde kullanılacağıdır. Cazibe merkezi olarak kabul edilen bu 12 il’in sanayi ve  hizmetler açısından merkez haline getirilmesidir.       

       Malatya,  her geçen gün büyüyen ekonomisi ve nüfusu ile bölgenin zaten cazibe merkezi konumuna gelmiştir. Artık Malatya’mızda Adıyamanlılar, Bingöllüler, Diyarbakırlılar, Urfalılar kendi yerleşim yerlerini ve mahallelerini oluşturmaya başlamışlar bile. Böyle bir oluşum büyüme ve gelişmenin tabii sonucudur. Menfi durumların şimdiden tespiti ile gerekli önlemlerin alınması büyük bir zorunluluktur. Yatırım Programı 2007 de hayata geçirildiğinde bu sürecin çok daha hızlanacağı da bir gerçektir. Yıllardan beri Malatya’dan batıya doğru yönelmiş olan büyük göçün, az da olsa tersine dönebileceği mümkün gözükmektedir. Velhasıl bu gün dahi Malatya kabını zorlamaktadır.

       Malatya’mız açısından şehir planlamacılarının ilk düşünmeleri gereken, Malatya’nın yeşil dokusunu tahrip edebilecek her türlü tehlikenin bertaraf edilmesi olmalıdır. Bu vesile ile Battalgazi de, Tecde de, Yeşilyurt ta ve Malatya’nın mücavir alanlarında bulunan birbirinden güzel bahçelerimizin, bizden sonraki nesillere intikali sağlanmalıdır.

       Çok yakın bir gelecekte hiç tasavvur edemeyeceğimiz kadar büyümüş bir Malatya bizleri beklemektedir. Malatya’nın yeşil dokusunu muhafaza edebilmek için acilen Beydağı yamaçları imara açılmalıdır. Beydağı yamaçları üç yüz binlik bir şehri içine alacak kadar  büyük bir alandır. Bu Malatya’mızın yeşil dokusunun ve ekilebilir arazilerin kurtuluş reçetelerinden biridir. Böyle bir fikrin oluştuğunu görmek, Malatya’yı çok sevenlerin iştiyakla beklediğidir. MTB

 

s-1 s-2 s-3 s-4YEMEK s- 5 s-6 s-7 s-8 s-9 s-10 s-11 s-12 s-13

mtbenli@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın