|
(11) BİR ANEKDOT
Yarım asır kadar evveldi, 1960’lı yıllardı. Havalar
ısınmaya, bahar bütün güzelliğini göstermeye başlamıştı. O günlerde hiç
yapmadığım şey başıma gelmiş, okula geç kalmıştım. Mücelliden şimdiki Milli
Eğitim Müdürlüğü olan Malatya Lisesinin orta kısmına koşarcasına gidiyordum.
İlk Dersimiz Matematikti. Hocamız İbrahim Dizdar beni
fazlasıyla seviyor ve şımartıyordu. Çünkü bu derste çok başarılıydım. Yine de
içimde bir kuşku vardı, acaba beni derse alacak mı diye. Sınıfa girdiğimde
alışılmadık bir gürültü ile karşılaştım. Bu hocamızın dersinde pek olacak bir
şey değildi. Sırama henüz oturmuştum ki hocamız ” Böyle saçmalık olur mu “ diye
çıkıştı. Sınıftaki talebeler
“Gözümüznen gördük.”
“Gılıştı.”
” Hz. Ali’nin gılıcıydı.”
” Kabzası bile gözüküydü.”
”Vallah hocam sen bu işleri bilmiysin ” diye hocamıza
yüksek sesle itiraz ediyorlardı.
Ben hala mevzuu anlayamamıştım. Rahmetli sıra arkadaşım
Fahri Koçyiğit’e ne olduğunu sorduğumda Hazreti Ali’nin kılıcının havada
görüldüğünü, kendisinin görmediğini ama sınıfta birçok kişinin gördüğünü
anlattı. Hatta küçük kardeşinin de dün böyle uçan bir şey gördüğünü, akşam evde
anlattığını ama kendisine inanmadıklarını söyledi. Ben hararetle anlatılan bu
büyük olayı görmemiştim. Şansızlığıma yanıyordum. Kendi kendime hayıflanıyor,
kızıyordum.
O günkü derslerimizin ana konusu gökyüzünde görülen Hz.
Ali’nin kılıcıydı.
Sınıfımızın başarılı öğrencilerinden Mehmet Kaya
mahallesindeki birçok kişinin bu olayı gördüğünü babasının bunun kıyamet
alametlerinden biri olduğunu söylediğinde, nutkum tutulmuş, korkum ve merakım
bir kat daha artmıştı.
Öğle üzeri okul dağıldı. Ben süratle Şirket Hanında bulunan
babamın terzi dükkânına koştum. Olup biteni anlatmak için sabırsızlanıyordum.
Han’a vardığımda aynı muhabbetin orda daha ateşli bir versiyonu ile karşılaştım.
Han ikiye bölünmüştü kimisi bu kılıç Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar derken,
kimileri de Zülfikar olamaz çünkü Zülfikar’ın ucu çatallı diyordu.
O günlerde bu vaka kadınlar arasında tam bir bomba etkisi
yapmıştı. Analarımız, teyzelerimiz yaşantılarında daha dikkatli davranıyor,
gönül incitmemeye kimsenin arkasından gıybet dahi etmemeye özen gösteriyor,
komşu ve akrabalar arasında da helallik turlarını başlatıyorlardı.
Zamanın fısıltı gazetelerinden duyduğumuza göre, müftü
efendi bu söylentilerin İslam dışı ve hurafeden ibaret olduğundan bahsetmiş,
kılıcı havada gören ve kendini ilmiye sınıfından sanan bir kısım kimseler
ise“böyle müftümü olur” diye veryansın etmişler.
Gündemi bir müddet daha işgal eden bu olay yavaş, yavaş
unutulurken ileriki zamanlarda bunun Malatya’da yeni konuşlanmış olan
(1962) ve çok yüksekten uçan askeri jet
uçakları olduğunu öğrenecektik. Bu alışılmadık hadise o yıllarda Terzi Hasan
Kaynak Ustanın da içkiyi bırakmasına vesile olmuştu. MTB
(9)
İSTHBARAT ZAAFI
7 Ekim 2007 günü bir gurup PKK'lı terörist Şırnak'ın Gabar
Dağında operasyondan dönen timi pusuya düşürüp biri astsubay 12 fidan gibi
askerlerimizi şehit etmişti. Daha bu şehitlerimizin kanı kurumadan bizleri
kahreden bir acı haber daha aldık.21 Ekim 2007 tarihinde Hakkari’nin Dağlıca
bölgesinde sınıra 2 kilometre mesafede, 150 -200 kişilik bir PKK grubu
Dağlıca Karakoluna baskın düzenliyor. Yine 12 Askerimiz şehit oluyor.16 yaralı,
8 askerde kaçırılıyor. Bu beklenmedik olaylar yaşandığında binlerce askerimiz
sınırda konuşlanmıştı. Yani bu bölgede teyakkuz halindeydik. Uçaklarla kritik
yerler sürekli taranıyordu. Benim cevabını bulmamda zorlandığım soru şu. Sınır
Ötesi Operasyonlara hazırlandığımız bir bölgede, bir grup teröristin Kuzey
Irak'taki kamplardan kalkıp sınırdan içeri sızması ve bu eylemi gerçekleştirmiş
olması.
Bu 150–200 kişilik grup ya tamamı birden
sınırımızdan içeri girdiler yada birkaç kişilik küçük topluluklar halinde içeri
girip burada birleştiler. Her ne şekilde olursa olsun biz bu hareketliliği
görememişsek, duyamamışsak önceden haber alamamışsak bizde çok, çok büyük bir
istihbarat zaafı var demektir. Bundan pek çok kişi ve kurum sorumludur. Bundan
MİT sorumludur, Askeri ve Sivil istihbarat sorumludur. Bu sorumlulardan biri ben
görevimi tam manasıyla yapamadım bu vesile ile görevimi bırakıyorum veya emekli
olup hatıralarımı yazacağım diyen biri görüldü mü?
Bu kurumların yıkıcı bölücü unsurlara tam
odaklanamadıkları çok acı da olsa görülüyor. Çünkü 28 Şubat 1997 tarihinden
sonra İstihbarat birimleri hangi görevlinin eşi başörtülü. Kim namaz kılıyor.
Kimin parmağında Gümüş yüzük var. Kimin ayak bileklerinde nasır oluşmuş gibi
saçma sapan bilgileri topladılar ve tasnif ettiler. Bu gün ülkemizde istihbarat
faaliyetleri hala ideolojik bir görüş çerçevesi içerisinde yapılmaktadır. Askeri
bürokraside çok önemli bir istihbarat bilgisi, Sivil bürokrasi tarafından pek
önemsenmediği görülebilmektedir. Bu nedenle Askeri ve sivil istihbarat
kurumlarının bir bilgi karşısındaki tepkileri de değişik olmaktadır. Bu çok
başlılık, bu koordinasyonsuzluk, istihbarat reflekslerinin örtüşmemesi
istihbarat kurumlarımızın kendi iç düşkünlüklerini ve zayıflıklarını karşımıza
çıkarmaktadır.
Şükürler olsun ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarılı operasyonu
ile milletimiz moral bulmuş ve rahatlamıştır. Bu büyük darbeden sonra PKK iç savaş şartlarının oluşması
için, Kürt kanaat önderlerine ve aydınlarına, hatta DTP’li milletvekillerine
karşı suikast yapma ihtimali vardır. İstihbarat kurumlarımız ve güvenlik
birimlerimiz bunu inşallah göz ardı etmezler.
Bizim tek temennimiz tüm istihbarat birimlerinin yetki ve
sorumlulukların önceden tespit edildiği bir koordinasyonun sağlanması. Veya
yürütme karmaşasının olmadığı
yeniden yapılanmış bir istihbarat teşkilatının
oluşturulması. MTB
YENİ CAMİİ
Yeni Camii, Bu caminin yerinde bulunan ve ulemadan Hocazade
Hacı Yusuf efendi tarafından 1843'lü yıllarda yaptırılan camiinin, 31 Mart 1893
yılındaki büyük depremde yıkılmasından sonra, aynı yere Malatyalılarca yardım
paraları toplanarak yaptırılmıştır. Yardım paralarının yetersizliğinden dolayı,
II. Abdülhamit Han 'dan da yardım istenmiş Padişah on bin altın lira para
göndermiştir. Ancak bu katkıdan sonra 1912 yılında inşaatı bitirilmiş ve ibadete
açılmıştır.
Osmanlının son dönemine ait, kesme taştan yapılmış iki
minareli bu güzide yapıya herhangi bir isim verilmediği için Malatya da Teze
Camii, Ulu Camii, Taş Camii ve de Yeni camii gibi isimlerle anılmıştır.2005
yılındaki restorasyondan sonra kitabesine Hacı Yusuf Camisi diye yazılmıştır.
Bu Caminin yapılmasında en büyük katkıyı 2.Abdülhamit Han
vermiştir. Bu parasal yardım olmasaydı bugün belki bu cami Malatya’mızda
olmayacaktı. Beklide çok uzun yıllar sonra küçük bir mescit görünümünde
yapılabilecekti. İşte bu nedenlerden dolayı bu caminin isminin (Abdülhamit Han
Camisi) olarak adlandırılmasını çokça hatta çok'un da fevkinde hak ediyor.
Kamuoyu oluşturması dileği ile, Malatyalı hemşehrilerimizin
bilgilerine sunulur. MTB
(8) MALATYA'DAN ADIYAMAN'A
BAKIŞ
Malatya ve Hısnımansur (Hüsnü Mansur) havalisi 1071
Malazgirt savaşından sonra büyük oranda İslam beldesi haline geldi. Önce
Selçukluların sonra Memlukluların ve Osmanlıların daha sonra Timurların bilahare
Dulkadiroğlularının ve nihayet 1516 yılındaki Koçhisar savaşında sonra yeniden
Osmanlıların eline geçti.
Hısnımansur, 1877 yılındaki Devlet Salnamesinde
belirtildiği gibi Cumhuriyetten sonra da Malatya’ya bağlı bir Kaza (İlçe) olarak
kaldı. 1926 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla adı Adıyaman olarak değişti.
Türkiye 1946 yılında çok partili hayata geçti. Bu tarihten
sonra ülkemize demokrasinin geldiği zannına kapılmayalım.1950 yılında DP tek
başına iktidar oldu. Bu millet için pek güzel hizmetler yaptılar.Ama insanın en
büyük düşmanı kendi nefsi idi. Nefsine söz geçiremeyen insan hata yapmaya
müsaitti. DP'lilerde yaptıkları hizmetlerin yanında adil ve doğru olmayan
bazı uygulamaları yapmaya başlamışlardı.
O yıllarda Pek çok Malatyalı
İsmet Paşa’ya olan muhabbetlerinden dolayı uzun bir süre CHP’yi desteklediler.
1950 seçimlerinde CHP Malatya’da oyların %59,3 ‘ünü alarak 10 milletvekili,1954
yılında %54.07’sini alarak 12 milletvekili çıkardı. DP ise 1950 yılında
%40,7’lik, 1954 yılında %44.32’lik oy oranıyla Malatya’dan milletvekili
çıkaramadı. DP’ye ait bu oyların büyük bir bölümü Adıyaman yöresinden geliyordu.
1954 genel seçimlerinde DP 502 Milletvekili çıkarırken CHP
sadece 31 Milletvekili çıkartmıştı.(Bunun
12 milletvekili sadece Malatya’dan) Demokrasi kültürünün gelişmediği o
yıllarda, DP yönetimi seçimden 42 gün sonra, yani 14 Haziran 1954 tarihinde
ceza olarak Malatya'yı ikiye böldü. Bu vesile ile Adıyaman ili kurulmuş oldu. O
yıllarda yalnız Malatya cezalandırılmadı. İsmet Paşanın memleketi ikiye
bölünürken, diğer muhalefet parti lideri Osman Bölükbaşının memleketi Kırşehir
daha da kötü cezalandırıldı. 30 Haziran 1954’te Kırşehir İli, İlçe yapıldı. Niğde’nin
ilçesi Nevşehir de il yapılarak buraya bağlandı. Bu
arada DP’ye fazla oy çıkmayan Malatya'nın kazası Besni’de bu cezalardan nasibini aldı.
O
yıllarda Besni nüfus itibarıyla Adıyaman’dan daha büyük bir ilçe olduğu olduğu halde, Adıyaman’a
bağlandı.
O günlerde bazı gazetelerde Malatya cezalandırılıyor diye
yazılar çıkıyordu. Bu olaylar karşısında kimi aydınlar duyarsız kalırken,
kimilerinin sesleri hiçte gür değildi. Hatta muhalefette bulunan CHP Malatya
milletvekili Nüvit Yetkin dahi “Adıyaman’ın vilâyet olması keyfiyetini
memnunlukla karşılıyorum, bu kazanın zaten evvelden beri bir vilâyet merkezi
olmaya her bakımdan hak kazanmıştı” diyordu (Hakikaten o yıllarda Adıyaman
vilayet olmayı her bakımdan hak kazanmış mıydı? Hayır, çünkü Adıyamanlı
vilayet olduktan nice yıl sonra elektrikle tanışabilmişti) Nüvit
Yetkin gazete haberlerine istinaden de siyasî bakımdan ileri sürülen mütalâalara
inanmanın doğru olmayacağını, Adıyaman ilçesinin İl haline geçmesi meselesinin
çok eski bir dava diye ifade ediyordu.
Malatya’yı bölme planı DP yönetimi tarafından 1950
seçiminden sonra düşünülmüş, 1954 seçimlerinde istedikleri sonuç çıkmayınca plan
acilen yürürlüğe konmuştu.
Malatyalı yıllar yılı Adıyaman’a kendi topraklarının Toros
Dağlarından sonraki doğal uzantısı, Adıyamanlılara da hemşerileri olarak
baktılar. Belediye Başkanı M.Yaşar Çerçi döneminde Esenlik şirketi
Adıyamanspor’a maddi destek sağlamıştı. Malatyasporda, Adıyamanspora sporcu
takviyesi yapmıştı. Sayın Çerçi gibi, Battalgazi Belediye Başkanı Sayın Erdal’da
Adıyamanlıydı. Bu Adıyaman doğumlu Malatya sevdalıları yıllarca Malatya’ya
hizmet ettiler. Bu gün birçok Malatyalının eşi, gelini, damadı veya bir yakını
Adıyamanlıdır. Malatya’da on binlerce Adıyamanlı aş ve iş sahibi olmuştur. Her
yıl Adıyamanlı hemşerilerimiz kaysı toplama için Malatya’ya gelerek ekmek
paralarını kazanırlar. İşte bu yakın ilişki ve akrabalıktan dolayı Sivas Kangal
karayolundaki trafik kazasında ölen 23 Adıyamanlı tarım işçisi için, Malatya’da
yardım kampanyası başlatılıyordu.
Malatyalının Adıyamanlı ile Adıyamanlının da Malatyalı ile
hiçbir sorunu, meselesi yoktur. Yalnızca bazı Adıyamanlı siyasilerin ikballeri
uğruna icat ettikleri Malatya ile alakalı sorunları vardır. Bir Adıyaman
Milletvekili konuşmasında Nemrut’la ilgili hezeyanlarını dile getirdikten sonra
Malatya’ya kin kusmuştu. Bu milletvekilinin akıbeti ne oldu biliyor musunuz?
Adıyaman’ın hakkını, hakkı ile savunuyor propagandası ile temayül yoklamalarında
üst sırada olduğundan ikinci kez, hem de bu defa 1. sıradan milletvekili
seçildi.
3 Temmuz 2007 tarihinde Malatya İl Genel Meclisi'nin
gerçekleştirdiği toplantıda Adıyaman'ın Sincik İlçesine bağlı 85 haneli Aksu
köyünün Malatya merkez ilçeye bağlanması teklifi görüşülerek kabul edildi. Bu
karar İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne gönderildi. Malatya
ile Adıyaman arasında bulunan bu sınır köyü Adıyaman’a 105 kilometre, Sincik
İlçesine 42 kilometre Malatya merkeze ise sadece 35 kilometre mesafededir.
Aksulular alışverişlerini Malatya ile yaparlar. Hastalandıklarında Malatya’ya
gelirler. Yani Aksulular kendilerini Malatyalı görürler. Yine bu Aksulu
kardeşlerimiz Malatya’ya bağlanmak için başvurularını yapıp, yapılan
referandumda da “Evet” diyerek işlerini resmiyete döktüler bile.
Akabinde Adıyaman İl Genel Meclisi Celal Erkan
başkanlığında toplanıp Malatya İl Genel Meclis üyelerinin kararına büyük tepki
gösterdiler. Meclis Başkanı Celal Erkan Yaptığı tarihi konuşmasında! “Bu
köyün Adıyaman’dan ayrılmasına gönlümüz razı değil Adıyaman’ın bir çakıl taşını
bile vermeye tahammülümüz yok” diyerek gündeme oturdu ve istikbaldeki
milletvekilliğini büyük oranda garantilemiş oldu.
Bizlerde gayri ihtiyari düşünüyoruz. Acaba bazı Adıyamanlı
siyasiler Malatya’yı daim pusuda bekleyen ve Adıyaman’ı işgal etmek isteyen bir
düşman devleti olarak mı görüyorlar.
Şehirlerarasındaki masum rekabet hızlı kalkınma için bir
itici güç olabilir. Bunu düşmanlık haline getirmek hem kendi şehirlerine hem de
bütün ülkeye zarar verir. Bu da en fazla bu milletin düşmanlarını sevindirir.
Malatya İl Genel Meclisi üyelerinin tamamını da, sütten
çıkmış ak kaşık olarak görmeyelim. Onların da arasında siyasi ikballerinin
peşinde olanlar vardır. Aslı varsa CHP’li Malatya İl Genel Meclisi Üyesi Hamit
Kiraz, gazetelere ve internet sitelerine yansıyan açıklamasında "Malatya'nın
Yeşilyurt İlçesi ile Adıyaman'ın Çelikhan ilçesi sınırları arasında bulunan
(Doğrusu Adıyaman ili sınırları içinde) Çat Barajı'ndan Adıyaman'a su
verileceğini öğrendik. Çat Barajı'nın suyu zaten çok az, Malatya'ya yetmiyor. Bu
nedenle, Çat Barajı'ndan Adıyaman'a su verilmesi engellenmelidir" demiş.
İnşallah böyle bir söz sarf edilmemiştir. Çünkü bu haberi okuduğumda, bir
Malatyalı olarak yüzüm kızardı. MTB
(6)
MÜESSİF BİR HADİSE
Malatya’mızda bir yayınevinde meydana gelen müessif bir hadise hepimizi
fazlasıyla üzdü. Ölen ikisi Türk biri Alman vatandaşın toprağı bol olsun. Bu
olayın failleri yine 19, 20 yaşlarında gencecik çocuklar. Bu
yaştaki gençler enerji doludurlar, dinamiktirler, Bizler bunlara gözü
kara deriz ve delikanlı olarak adlandırırız. Yine biliyoruz ki bu yaştakiler son
derece duygusal davranışlar sergilerler ve fazlaca mantık muhakemesi yapmazlar.
İşte bu
nedenle Tüm terör örgütleri ve gizli servisler bu genç yaştaki insanların
psikolojik yapılarından fazlasıyla istifade ederler. Bu gençlerde bilerek veya
bilmeyerek her türlü ahvalde bunlara hizmet ederler.
Türkiye
coğrafi konumu itibarıyla Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının düğüm noktası
olarak nitelendirilen bir bölgede bulunmaktadır. Yine bu bölge dünya güç
odaklarının jeopolitik, siyasi ve kültürel çıkar çatışmalarının merkezi
durumundadır. İşte bu güç odakları bu topraklarda güçlü ve kuvvetli bir Türkiye
istemiyorlar. Türkiye ise tek partili iktidarlar döneminde büyük bir kalkınma
hamlesi meydana getiriyor. Ülke zenginleşiyor. Bu güç odakları Türkiye’nin
bölgesel bir güç olabileceği ve Türkî Cumhuriyetler nezdinde lider ülke konumuna
gelebileceği endişesini, vehmini taşıyorlar. Böyle ortamlarda da Türkiye’ye
istedikleri şartları kabul ettiremiyorlar. Bu nedenle ülkemizi ya güçsüz
düşürmek ya da parçalamak ve küçük devletçiklere ayırmak istiyorlar.
Cumhuriyetin ilk yıllarından birkaç yıl öncesine kadar, ülkemizde misyoner
faaliyetleri önemsenmeyecek kadar azdı. Türk ekonomisi dünya ölçeğinde üst
sıralarda yerini alması ile Türk Kürt, Alevi Sünni, Laik Anti laik ve Müslüman
Hıristiyan kamplaşması ile birlikte, misyonerlik faaliyetler de artmaya başladı.
Karun kadar zengin vakıflarca finanse edilen bu misyonerler
İslam dini aleyhinde propagandalara giriştiler. Bunu
gazeteler, dergiler, radyolar, televizyonlar ve sayısız internet siteleriyle
kuvvetlendirdiler. Bu vesile ile ev kiliselerinin sayısında büyük artışlar
yaşandı. İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Antalya, Samsun, Trabzon, Edirne ve
Hatay gibi vilayetler ile bazı hassas illerde propaganda faaliyetlerine hız
verildi. Milletimizde tabii bir refleks olarak rahatsızlığını yüksek sesle
duyurdu. Ne zamanki Milli Güvenlik Kurulunda misyonerlik raporu görüşüldü,
akabinde bir yerlerde düğmeye basıldı. Uzunca bir zamandır faaliyetleri askıya
alınmış olan uykucu ajanlarca Psikolojik harp ve psikolojik harekât faaliyetleri
ortaya konuldu.
En son
yürürlüğe konulan Malatya olayından sonra ise Misyonerler tamamen rahatlatılmış
ve önleri açılmış oldu. Yine aynı zamanda milli ve manevi değerlerine sahip
çıkan insanlara büyük darbe indirilmiş, değişik düşünen insanlar arasındaki
uçurum biraz daha büyütülmüş oldu.
Bilinmelidir ki bu korkunç ve müessif hadise, bölücü unsurlar arasında mütalaa
ettiğimiz “misyonerlik faaliyetlerini masum hale getirmeyecektir” MTB
(2) GÜNEŞ BATIDAN DOĞACAK
İnsanların ilgisini pek
çekmeyeceğini sandığım bir makale okudum. Bu makaleyi okurken çok büyük bir
dehşete kapıldım.Sizlere okuduğum bu yazının küçük bir bölümünden bahsetmek
istiyorum. Rusya Ulusal Bilim Akademisinde görevli Bilim Adamları,1980 yılından
beri Dünyanın sismik faaliyetinde büyük artışların olduğu, Son 15 yıldan beridir
de Dünyanın Manyetik alanının düzensiz bir hale girdiği, yakın bir gelecekte
Dünya Manyetik alanının ani bir takla ve sıçrama ile yer değiştireceğini
belirtiyorlar. Bu demek ki pusulada Güney Kuzey olacak, Kuzeyde Güney olacak.
Türkiye Güney Yarımküre de bulunacak. Bir Malatyalı, Malatya'da kıbleye
döndüğünde pusulanın kuzey istikametine yönelecek. Yine bu Bilim adamlarının
açıklamalarına göre Dünyanın titreşim oranı olan Schumann Rezonans değerinin
hesaplara göre dört bin yıldan beri sabit değerdeyken son yıllarda hızlı olarak
arttığı ve sıfır noktasına doğru süratle ilerlediği, bu sıfır noktasına
geldiğinde Dünyanın çevresinde dönüşü üç gün kadar duracağı ve daha sonra
tersine döneceği. Dünyamızın bir gününün 16 saat hatta daha fazla da
kısalabileceği gibi bilgileri ihtiva ediyor. Kısaca ana teması , çok yakında
güneşin batıdan doğacağı ile ilgili. Bu makaleyi bir batılı okusa,
bunu Rus Bilim Adamlarının garip bir fantezisi olarak düşünebilirler. Ama bir
Müslüman olarak ben bu şekilde düşünmedim. Çünkü bizim dağarcığımızda bu
yazılanlarla birebir örtüşen, bin dört yüz yıllık bilgilerimiz var.
Şimdi bu konu ile ilgili Rus Bilim Adamları ve ben yirmi birinci yüzyılda
susuyoruz. Çünkü Allah Resulü yedinci asırdan bizlerle konuşuyor
"Zaman
kısalıp sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat, saat de ateş tutuşturacak kadar
az bir zaman olmadıkça kıyamet kopmaz".
(Tirmizi, İbn-i Mace, Ahmed bin Hanbel
"Güneş, battığı
yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz.."
Buharı,
Rikak 39, İstiska 27, zekat 9; Müslim, İman 248, (157); Ebu Davud, melahim
12,(4312)
Resülullah Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'e Güneş'in batıdan doğacak olduğunu bize ne bildirecek, bunun
alameti nedir? diye sorulunca: "O
gece gâyet uzun olacak, yani iki gece kadar uzayacak.."
buyurdular. Beyhaki'nin Abdullah bin Amr Radıyallahu Anh'dan naklettiği
rivayet ise şöyledir: "İki veya üç gece kadar uzun olacak..
Güneşin doğudan doğmasını beklerken bir de
bakacaklar ki, batıdan doğmuş.."
Yani Dünya iki veya üç
gün kadar duracak sonra tersine dönecek. İlim nasıl da doğruyu söylüyor.
Dehşete kapıldım. İnşallah bedbahtlardan olmayız. MTB
|